Hayat Hikayesi

Hayat Mücadelesi Küçük Yaşta Başladı

Bir yaşamın yokluk, zorluk ve sıkıntılarla başlaması kimi zaman iyi bir şanstır. Bazen gelişmemiş bir bölgede, yoksulluk ve imkânsızlıklar içinde yaşamak bu olumsuzlukları gidermek, hayata karşı dirençli ve güçlü olmak için ciddi bir "mücadele" sebebi olabilir. Yaşamındaki bu zorlukları aşmada ve başarılı olmada çevresindeki bazı rol modellerin ve tesadüflerin etkisini bildiği için; yeni neslin fırsat eşitliği ve nitelikli eğitimini tesadüflere bağlı olmaktan kurtarmak gerektiğini düşündü. 

 

Bu, kalabalık bir ailenin çocuğu olarak elektriği, suyu, okulu olmayan, her türlü imkansızlığın varlığını hissettirdiği Batman'ın Gercüş İlçesi Arıca Köyü'nde 1967 yılında doğan ve dünyanın en büyük yatırım bankalarından Merrill Lynch'in "üst düzey yönetimine", oradan da Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanlığı’na, Maliye Bakanlığı’na kadar uzanan ve Foreign Policy tarafından Nisan 2013'te yayınlanan Dünyanın en etkili 500 kişisi'' listesinde yer alan; aynı zamanda Emerging Markets dergisi tarafından da 'Gelişmekte olan Avrupa ülkeleri Yılın Maliye Bakanı' seçilen Mehmet Şimşek'in başarı öyküsüdür.

Bu öykü; kendi deyimiyle "Ben bu ülkede fırsat eşitliğinin var olduğunun en büyük kanıtıyım; aslında olmayan fırsatlardan kendim için bambaşka bir dünya keşfetmeyi başardım" ifadesinde yerini bulan yağız Anadolu gençliğinin öyküsüdür.

Çocukluğunu geçirdiği Arıca'dan aklında kalan ayrıntı biteviye uzanan üzüm bağları, çok uzak tarihlerden artakalan taş yapılardan oluşan Kefre Harabeleri ve en önemlisi yanıbaşında oturup ödevlerini yaparken aynı zamanda ısınmaya çalıştığı gaz lambasıydı. Gaz lambasının kokusu odanın her tarafına yayılır tavanın ve perdelerin kararmasına sebep olurdu. Henüz 5 yaşında iken annesini yitirmişti ve gaz lambasını yakmak bazen ona düşüyordu.  Yıllar sonra bir gün alabildiğine parlak neon ışıklarıyla adeta gün gibi ışıldayan bir Londra manzarasını dayandığı koltuktan izlerken aklına “gaz lambası günleri” ve sanki o günleri fısıldayan Sezai Karakoç'un mısraları geliyordu:

Lambalar yanıyor hafif ve sarı

Çocuklara açar mağaraları

Gün görmemiş kuşlar ve örümcekler

İlân-ı aşk eden dil balıkları

Aşina suları çabuk terkeder.

Ortaokulu Batman'da ve Lise'yi ise Gercüş'te tamamladıktan sonra birden kendisini ürkekliğini uzun bir süre  üzerinden atamadığı yerleşke fikriyle ilgili hayal dünyasını altüst eden başkentte buluverdi; köyünden, Gercüş’ten, o yılların Batman’ından çok farklı bir hayat karmaşası içine girmişti. 

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde okuduğu bu dönemde, Anadolu coğrafyasının muhtelif renklerinden gelen simalarla karşılaşma ve değişik kültürel motiflerle tanışma fırsatı yakaladı. Anadolu mozaiğini fakültenin nitelikli hocalarıyla örtüştürdükçe kavrayışları ve telakkileri zenginleşiyordu.  Hayat zorlukları bu dönemde de peşini bırakmadı; hayalini eksik etmediği futbol topuna kavuşamamıştı ve çetin koşullar ona zorluklarla mücadele etme konusunda cesaret kazandırıyordu.

Bir belediyenin üniversite öğrencileri için verdiği yemek kuyruğuna girdiği zamanları unutması mümkün değildi. Mülkiyeden en sevdiği arkadaşıyla okuldan çıkar, yol boyu o günkü derslerin yorumlarıyla hatırı sayılır bir mesafeyi yürüyüp kuyruğa girerdi, orada yemek yiyen herkes onun gözünde aşina idi. Bu yemek kuyrukları, o kuyruktaki muhabbetler onun için bir olgunlaşma mektebiydi adeta. Bu, aynı zamanda hayatı boyunca yüzünde taşımaktan her zaman sonsuz mutluluk ve huzur duyduğu “mahcubiyetinin” de maya tutma dönemiydi.

Fotoğrafçılığa merak sarması ve bu amaçla kurslara katılması, o günün Ankara’sında düzenlenen bir çok kültürel etkinliğe, açık oturum ve münazaralara gitmesi, zaman zaman şehirlerarası seyahatler yapması, sinema,  tiyatronun yanı sıra Yahya Hoca’nın himayesinde senfoniye ilgi duyması, akıp giden hayatın bambaşka bir yüzünü keşfetmesine imkan tanımıştı. Güzel hatıralarla bezendiğini düşündüğü Fakülteyi üstün bir başarıyla ve dönem ikincisi olarak bitirdi.

Başarılarla Dolu Bir Çalışma Hayatı

 Mezun olduktan sonra Siyasal Bilgiler'de bir süre akademik çalışmalarını sürdürdü, zaman zaman derslere girerek hocalık yaptı. Asistanlık onu tatmin etmedi ve ideallerine ulaşmak için yurtdışında eğitim görmenin gerekli olduğunu erken fark etti.. Girdiği sınavda yüksek başarı göstererek Devlet bursuyla İngiltere'de University of Exeter'de finans ve ekonomi alanında yüksek lisans yaptı.

Londra dönüşü Etibank'ta çalışmaya başladı. Pozisyonu, birikimleriyle denkleşmeyecek basit ve rutin bir memuriyetti, tatmin edici değildi.  Gazetede iş ilanlarını incelerken Amerikan Büyükelçiliği'nin ekonomist aradığına ilişkin ilanı görünce; açılan sınava girerek yüzlerce başvuru arasında hiçbir aracıya yeltenmeksizin gösterdiği performansla işe alınan tek kişi olarak, ABD’nin Ankara Büyükelçiliği'nde Türkiye ekonomisi üzerine analizler yapan bölümde "kıdemli ekonomist" sıfatıyla çalışmaya başladı. Aldığı maaşın nerdeyse tümünü mecburi hizmet olarak Etibank borç taksitlerini beş yıl süreyle ödemeye ayırdı.

Burada dört yıla yakın süren başarılı bir dönemden sonra 1997'de ABD'de oturma izni aldı. New York'ta Wall Street'in önemli aktörlerinden UBS Bank'ın hisse senedi analiz bölümünde işe başladı. Ancak Türkiye'yi ve gelişmekte olan ekonomileri takip etmek istediği için kısa bir süre sonra İstanbul'a döndü. Deutsche-Bender Menkul Değerler'de başladığı ve 2 yıl kadar süren işinde gösterdiği başarılı performansın uluslar arası platformda dikkat çekmesi üzerine iki ayrı yabancı yatırım ve danışmanlık şirketinden -Merrill Lynch ve CSFB- teklif aldı. Merrill Lynch'i tercih ederek; Türkiye'nin de içinde bulunduğu Akdeniz Bölgesi sorumluluğunu üstlenerek bu ülkelerin "makro analizlerini" yapan birimde çalışmaya başladı.

Kısa bir süre sonra Orta Avrupa ve Rusya da analizlerinin kapsamına dahil oldu ve bu görevi esnasında ilgili bölge ülkelerinin başbakan ve bakan düzeyinde çok sayıda yetkilisiyle görüşmeler yaptı. Her zamanki ciddi, samimi ve bilinçli çalışma anlayışının fark edilmesiyle çok geçmeden Merrill Lynch gelişmekte olan Avrupa, Ortadoğu ve Afrika Bölgesi Ekonomik ve Stratejik Araştırmalar Bölümü Başkanlığı'na getirildi.

Türkiye’ye Dönüş

Aslında aşina suları terk etmek ona acı vermişti ve özlem her geçen gün daha büyük bir hasrete dönüşüyordu. 20 yılı bulan yurtdışı yaşamında öğrenmenin yaşı ve yeri olmadığını öğrendi.

İşi gereği ülkesiyle ve özellikle ülkenin ekonomisiyle de yakından ilgileniyordu. Neredeyse Türkiye ekonomisinin 4 katı büyüklüğündeki bir finans kuruluşunun önemli bir departmanının başında olması, doğru ve tarafsız analizlerinin yaydığı başarılı iş yaşamı AK Parti hükümetlerinin de ilgisini çekiyordu. Merkez Bankası Başkanlığı görevine aday gösterilmesiyle uzun zamandır özlemini çektiği hizmet aşkının karşılık bulduğunu görmek onu duygulandırdı.

Büyük heyecanla bu yükü omzuna almayı hayal ederken ataması dönemin Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmadı. Bu yaman çelişki onda kısa süreli bir moral bozukluğu yaratsa da o hem kadere hem de yaşam öyküsündeki çizgiye inanıyordu. Bir gün ülkesine hizmet etme fırsatı bulacağına dair inancını kaybetmedi.

AK Parti iktidarının Türkiye’de ortaya çıkardığı heyecanı ve ekonomi politikalarına getirdiği yeni anlayışı düzenli olarak ve hassasiyetle gözlemliyordu. AK Parti bir yandan ekonomi yönetiminde son derece disiplinli ve reformist davranırken, bir yandan küresel sermayenin Türkiye’ye çekilebilmesi için yüksek bir gayret gösteriyordu.

Bu gayretlere hükümet yetkilileri tarafından Londra’da yatırımcılarla yapılan toplantılarda bizzat şahit olmuştu. Geçmiş dönemlerde formalite niteliğinde yapılan toplantıların ardından heyetler alışverişe koştururken şimdi ise karşısında gecesini gündüzüne katan, heyecanlı ve heyecan verici bir ekip görüyordu. Kalbi onlara ısınmıştı; Avrupa tecrübelerinin karşılığını bulduğu bir takım ruhu vardı karşısında. Bu manzara onda,  AK Parti’nin önemsediği küresel ekonomiyle entegrasyon sürecinin Türkiye’yi üçüncü dünya liginde yarışmaktan kurtaracağı inancını pekiştiriyordu.

Merkez Bankası hadisesinden kısa bir süre sonra Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a baş başa gerçekleştirdiği görüşmede yapılan reformların genişletilerek ve derinleştirilerek devam ettirilmesinin gerekliliğini anlattı. Sayın Başbakan ise kendisine açık bir davette bulundu: “Mutfakta sana ihtiyacımız var.”

Bu davet son derece onur verici bir davetti. Yıllardır yurt içinde ve yurt dışında sürdürdüğü başarılı bir çalışma hayatı vardı. Son derece iyi şartlarda çalışıyordu.. İcraatlarını takdir ettiği ve dünya görüşüyle uyumlu bir partide siyaset yapmak, ülkeye hizmet adına son derece doğru bir yol olan bu süreç onun idealleri doğrultusundaki azmine önemli bir ivme kazandıracaktı.

Hayalleri arasında günün birinde ülkesine ve özellikle çocukluğunun geçtiği topraklara vefa borcunu ödemek gibi bir olgu her zaman vardı. Gaziantep’ten Batman’a aday olarak geldiğide Sn Başbakanımız meydanda halka hitap ederken çok enteresan bir cümle sarf etmişti: “-İşte size paranın babasını getirdim, size hizmet etsin, çalışsın”. Bu hem bir görev hem de bir sorumluluk ama aynı zamanda çok iyi bir yetkilendirme süreciydi. Geçen zaman içerisinde bu talimat ve hayalleri arasında çok iyi bir uyum yakalamıştı; mutfakta duyulan ihtiyaç açılımla birlikte ülkenin dört bir yanında muhteşem bir ziyafete dönüşmüştü. 

Uzun yıllar halkından, insanından, toprağından uzak yaşamışken, bu vesileyle tekrar o bölgede olabilmek, hizmet edebilmek, katkı sunabilmek, Allah’ın kendisine bahşettiği en büyük lütuflardan biriydi.

Hayatı boyunca her şeyi alın teriyle, çalışarak elde etmiş ve kalbinde hep Türkiye sevgisi taşımıştı. Kendisini bir politikacı gibi hissetmemişti ama ülkesine hizmet etmenin bir yolunun da politikada rol almak olduğunun farkındaydı. Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden hocası Prof. Dr. Yahya Sezai Tezel’in kendisi için: “...Her ne kazandı ise kendi alın teri, emeği, zekası ve karakteri ile kazandı. Türkçe bilmeyen, okuma yazma bilmeyen fakir bir köylünün çocuğu olarak başlayıp TC Maliye Bakanı olarak görev yaptığı yere gelmişse bunda bir zerre hak edilmemiş, himaye ile verilmiş kazanç yok” şeklindeki ifadeleri yalın bir gerçeğin yansıması olarak tarihe bir not olarak kaydediliyordu.

22 Temmuz seçimlerinde AK Parti tarafından gösterildiği Gaziantep’ten milletvekili olarak meclise girdi. Gaziler diyarı ve bölge ekonomisinin lokomotif kentlerinden biri olan bu şehirden aday gösterilmiş olmak gurur vericiydi. Gaziantep için yapılacak çok fazla şey olduğuna inanıyordu. Kurulan hükümette Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanlığı görevine getirildi. Dünya derin bir krizin eşiğinden geçip neredeyse ülkeler iflas bayraklarını çekerken topyekün ülke ile beraber özellikle Gaziantep'in imalat ve ihracat başta olmak üzere birçok kalemde kıskanılacak parlak bir dönem yaşaması bir tesadüfün eseri değildi. 

Yüreğinde taşıdığı memleket sevgisini hizmete dönüştürmek için son derece kritik bir dönemde son derece kritik bir göreve getirildi. Bu görev, kariyeriyle, birikimleriyle ve idealleriyle paralel bir konumdaydı ve o artık bir başka önemli kilometre taşının daha başında olduğunu anlıyordu. Azimliydi, iradesini maksimum perdeden kullanıyordu, gücünü yüksek ideallerinden, halkından ve kararlı duruşundan alıyordu.

Bu göreve atandığı gün; bu ülkenin hangi ücra bir köşesinde hangi çocuk Mehmet’ler gaz lambasının altında ve annesizliğin verdiği acıyı azık ederek ödevlerini yapmaya çalışıyordu… bunu düşündü, gözlerinden yanaklarına doğru iki damla yaş süzülüverdi; görev büyük, sorumluluk fazlaydı… Çok çalışmak gerekiyordu.

Çalışmak Allah tarafından onun gizli bilincine yerleştirilmiş sihirli bir formül idi. O formülün gereğini yapmaktan başka onu mutlu eden çok az şey olduğunun bilincindeydi. Çalışkanlığı ve zamanı iyi kullanması muhtemelen okuma yazması olmayan, geçimlik tarımla uğraşan, köyden dışarı çıkmamış, saf, temiz, duru ve sakin tabiatlı merhum babası Hacı Hasan’dan kalan en güçlü mirastı.

Bu ruhla kısa bir süre içerisinde yine kendinden beklenmeyen bir performansla ve ortak aklın üzerinde görüş birliğine vardığı bir başarı diyagramı yakaladı. Şartlar onu ummadığı zorlu bir sürecin içine sürüklüyordu. Gece ve gündüz kavramlarının bile birbirine karışmaya başladığı bu hassas dönemde aklını sürekli meşgul eden iki tane olgunun yoğun baskısını, verdiği kararlarla üzerinden atmış olmanın rahatlığını da yaşıyordu;

Birincisi özlemini çektiği futbol topu hayalini yeni neslin hayallerini gerçekleştirme umuduyla değiştirmiş olması, ikincisi ise çok sevdiği ülkesine, Türkiye’ye hizmet etmek için Londra’da gayet düzgün giden işini elinin tersiyle itmiş olmasıydı.              

Ülkesine duyduğu derin muhabbet ve bu süreçte yaşadıklarının özeti, iş arkadaşlarının onun verdiği bu kararı değiştirme gayretlerine karşı kararlılığını ifade ettiği şu cümlesiydi:

Lütfen beni kararımdan döndürmeye çalışmayın çünkü bu vatana hizmet çağrısıdır!

Bir Dostun Kaleminden

​Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı olarak atanmasının ertesi günü; onu çok seven bir dostu bilgisayar ekranının başına geçti ve önemli bir sitede yayınlanan şu satırlar için tuşlara bastı:

​“Son dünya kupası finali Fransa ile İtalya arasında oynanıyordu. Bu maç Fransa milli takımı kaptanı Zinedine Zidane için aynı zamanda jübile maçı olması sebebiyle ayrı bir anlam taşıyordu. Kupayı alacak ve kariyerini bu maçla taçlandıracaktı. Maçın normal süresi 1-1 bitmiş, gollerden ilkini Zidane , diğerini Materazzi atmış uzatmalar oynanıyordu. 110. dakikada Zidane beklenmedik bir anda İtalyan oyuncu Materazzi’yi göğsüne attığı kafa darbesiyle yere yıkmış ve kırmızı kartla oyun dışı kalmıştı. 10 kişi kalan Fransa takımı moral bozukluğuyla çıktığı penaltı atışlarında 5-3 yenilerek dünya kupasını İtalya’ya kaptırmıştı. Kariyerinin bu en önemli maçında centilmenliğiyle bilinen Müslümanların yüzakı Zidane’ ın yaptığı hareket çok eleştirilmiş, akabinde Materazzi’nin ettiği küfürden ötürü zidane’ın kafa attığı anlaşılmıştı. Herkes bir şeyler söyledi bu olay için ama istisnasız en güzel yorumu takım arkadaşı Thierry Henry yaptı:

“O mahallelerden belki düzgün bir adam çıkarabilirsiniz ama o adamın içinden o mahalleleri çıkaramazsınız.”

Yoksul mahallelerin yoksul evlerinden her zaman futbolcu hikayeleri çıkmaz. O evlerden çok güzel insanlar çıkıp çok zor yollardan çok güzel yerlere yürüdü. Onlardan biri de artık o evlerden çıkmış bile olsa o evleri yüreğinden çıkarmayacağına inandığım, dün itibariyle Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı olan Mehmet Şimşek'ti. Türkiye sevdası onun içindedir ve bu sevdayı oradan kimse söküp çıkaramayacaktır.”