Yurt Dışı
Kimse etnik farklılık dolayısıyla aranıza ihtilaf sokmasın

Başbakan Davutoğlu, "Kimse etnik farklılık dolayısıyla 'Kürt'tü, Türk'tü' diye sizin aranızda farklı kimliklere atıfta bulunarak ihtilaf sokmasın" dedi.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, G20 Liderler Zirvesi için bulunduğu Avustralya'da basın toplantısı düzenledi ve ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.

G20 Liderler Zirvesi'nin Türkiye açısından birkaç önemli noktası bulunduğunu söyleyen Davutoğlu, Türkiye'nin 1 Aralık'tan itibaren dönem başkanlığını devralacağını anımsattı. Davutoğlu, şöyle devam etti:

"G20, 2008 küresel krizinden sonra, liderler düzeyinde toplantılar oluşturarak, uluslararası küresel krizin getirdiği sıkıntıları aşma konusunda çok önemli aslında belki de en yetkin forum haline geldi. Bu anlamda da her sene G20 toplantıları, küresel ekonomideki gelişmelerin takip edildiği bu gelişmelere göre atılması gereken reform adımlarının tartışıldığı önemli bir zemin oluşturdu. Son dönemde küresel ekonomideki gelişmelere bakıldığında da yine bu sene Avustralya dönem başkanlığında öne çıkan hususlar, hepimizin takip ettiği gibi, üzerinde mutabık kalınan gayrısafi milli hasılada dünya ortalamasının yüzde 2'ye çekilmesini esas alan ve buna göre de yeni eylem planını, daha önce mutabık kalınan eylem planı çerçevesinde oluşturulan nihai çalışmalar." 

Nihai çalışmalar, yapısal reformlar, finansal sistemde ve diğer alanlarda ortaya çıkacak gelişmelerle ilgili atılacak adımların yarınki toplantılarda kapsamlı ele alınacağını dile getiren Davutoğlu, "Ayrıca Türkiye olarak G20'nin yeni dönem başkanı olmamız hasebiyle de önceliklerimizi bu toplantıda dile getireceğiz" dedi.

Davutoğlu, şunları söyledi:

"Türkiye'nin temel odaklanacağı konu kalkınma konusu olacak. Çünkü büyümenin olmadığı, yavaşladığı dönemlerde sadece dünya ekonomileri küçülmekle kalmıyor, çok ciddi siyasal ekonomik sonuçlar doğuyor. 2008 krizine baktığımızda aslında finans sektöründe ortaya çıkan bir krizdi. Çok kısa bir sürede kontrol altına alınamadığı için ekonomik krize dönüştü. Çünkü finans sektörünün ekonomiyi desteklemedeki zaafı veya yeterince destekleyememesi reel sektörde büyük sarsıntılara sebebiyet verdi. Hemen akabinde sosyal krizler ortaya çıktı, işsizlik üzerinden büyük protesto gösterileri bütün Avrupa'yı ve bu krizin etkilediği ülkelere de sonuçlar doğurdu ve nihayet siyasal krizlere yol açtı. Son 4 yıl içinde siyasi istikrarını koruyabilen ülke sayısı çok az. Eğer G20 Zirvesi'ne katılan liderlere ya da dışişleri bakanlarına, maliye bakanlarına baktığınızda bu siyasal değişim ve siyasal iniş çıkış istikrarsızlık açık bir şekilde kendini gösteriyor."

"Yatırımlar ve istihdam"

"Hala dünya çok kapsamlı bir küresel kriz anaforunda" ifadesini kullanan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bunu aşabilmek için de çok ciddi reformlar yapılması ve küresel bir farkındalık oluşması, ortak tavır sergilenmesi lazım. Dolayısıyla bu kadar kapsamlı bir soruna kapsamlı bir cevap oluşturma sorumluluğuyla karşı karşıyayız. Tabii G20 doğası gereği esnek bir forum, çok katı kuralları olan sonuçta da uluslararası örgüt niteliği taşıyan bir yapı olmaktan daha çok bir istişari forum. Fakat istişari forum, o kadar üst düzeyde sürekli bu meseleleri takip eden bir niteliğe dönüştü ki artık bu istişari forumda alınan kararlar, dünya ekonomisini yönlendiren en önemli normları ortaya koyuyor. Biz de üstlendiğimiz başkanlık döneminde, uygulamada da ortaya çıkacak, bir birini takip eden, tutarlı bir çalışma programı ortaya koymayı planlıyoruz. Kalkınmayı destekleyebilmek açısından, dünya ticaretinde en geniş hareket alanını sağlayıcı şekilde ticaret konusunu gündemde tutacağız, buna bağlı olarak da yatırımlar ve istihdam. Çünkü sosyal sorunların çözümünde istihdam problemlerini aşmak zorunluluğu var. Onun için reel sektöre duyulan ihtiyaç söz konusu. Reel sektör, finansal sektörde reformun ihtiyacını beraberinde getiriyor. Bütün bunların oluşturduğu bir etkileşim alanında, ciddi bir çaba içinde bütün dünya liderleri. Türkiye küresel krizi daha az hasarla atlatan ülkelerden birisi ancak her zaman teenniyle ve ciddi çabalarla Türkiye'nin ekonomik yapısının şartlara uyumlu hale getirilmesinde yoğun bir çaba içindeyiz."               

"En önemli araçlardan biri KOBİ’ler"

Kendilerinin özellikle ekonomi, yatırım ve istihdam alanını içine alacak şekilde öne çıkaracakları konulardan birinin de KOBİ’ler olduğunu vurgulayan Davutoğlu, "Hem ekonominin hem kalkınmanın daha geniş tabana yayılması hem de istihdam alanının genişlemesi için en önemli araçlardan biri KOBİ’ler. Bütün bunlar bir bütün oluşturuyor ve Türkiye’nin önümüzdeki dönemde, dönem başkanlığı esnasında kapsamlı bir stratejiyle gündeme getireceği konular" dedi.

"Biz buraya çok hazırlıklı geldik"

"Biz buraya çok hazırlıklı geldik" şeklinde konuşan Davutoğlu, şunları söyledi:

"Yüzde 2 kalkınma hedefine ulaşmak için küresel alanda, bin eylem planı tespit edilmişti. Bunun uygulanması da yakından takip edilecek. Biz buraya gelmeden önce geçtiğimiz günlerde 25 sektörel yapısal değişim programı çerçevesinde bin 400’e yakın eylem planını tanımladık, 9 sektörde bunu açıkladık. Türkiye’ye döner dönmez de makro ekonomik reel sektörleri açıkladık, makro ekonomik yapısal dönüşüm programlarını hemen yapacağız, sonra da sosyal dönüşüm programlarını ilan edeceğiz.  Dolayısıyla Türkiye’nin G20’de alınan kararlara uyum performansına bakıldığında, çok az ülke aslında G20’de alınan kararları kendi ekonomik yapısına Türkiye kadar etkin şekilde yansıtmış durumda. Biraz önce G20’nin öncü işadamlarıyla yaptığımız toplantıda da bu konuları vurguladık. Bir taraftan kamu ve devlet, hükümet ekonomik alanda üzerine düşen istikrar ve güven ortamını sağlamak ve yapısal reformları temin etmekle yükümlüyken aynı zamanda özel sektörün de buna uyum sağlayacak şekilde bir süreci benimsemesi çok büyük önem taşıyor."

OECD’nin İstanbul’da bölge ofisi açması 

Davutoğlu, tüm bu konuların toplantılarda detaylı olarak tartışılacağını ve ayrıca bu senenin G20 içindeki gündeminin ele alınacağını belirterek, "IMF, yapısal reform da dahil olmak üzere birçok konu ele alınacak. Hem Türkiye’nin gelecek seneki dönem başkanlığıyla ilgili yaklaşımını diğer ülkelerle paylaşma imkanı bulacağız. Bunu ben birçok oturumda liderlere aktaracağım. Karşılıklı fikir alışverişi içinde gelecek senenin planlaması da mümkün olacak" diye konuştu.

Zirve süresince ikili görüşmelerle siyasal, ekonomik ve küresel alanı ilgilendiren sorunların ele alınacağını dile getiren Davutoğlu, Brezilya Devlet Başkanı Dilma Rousseff ile görüştüğünü anımsattı. Davutoğlu, "OECD Genel Sekreteri ile hem OECD – G20 ilişkileri hem de OECD – Türkiye ilişkileri konusunda verimli bir görüşme gerçekleştirdik. OECD’nin İstanbul’da bölge ofisi açması konusunda da daha önce sağlanan mutabakatın bir an önce hayata geçirilmesi konusunu da ele aldık" dedi.

Davutoğlu, yarın liderler arasında özel oturumlar olacağını, bütün liderlerin bir araya gelerek, küresel ekonomiyle ilgili sorunları daha detaylı ele alabileceklerini ve bunu etkileyecek siyasal sorunları da tartışma imkanı bulacaklarını bildirdi.

"Hiçbir ekonomik sorun, siyasal sorunlardan ayrıştırılamıyor"

"Türkiye'nin dönem başkanlığında G20'nin yapısında bir değişiklik yapılarak, siyasi konuların ön plana çıkarılıp çıkarılmayacağı" konusundaki soru üzerine Davutoğlu, G20'nin temelde bir ekonomi ve politika yapısı olarak ortaya çıktığını anımsattı.  Yapının, 2008'den sonra da zirveye dönüştüğünü belirten Davutoğlu, her zirvede de gündem dışında o yılın siyasal sorunları ne ise onların ele alındığını aktardı.

Geçen yıl da Suriye konusunun kapsamlı bir şekilde görüşüldüğünü anımsatan Davutoğlu, şöyle konuştu:

"Mutlaka burada da liderler bir araya gelmişken hepimizi ilgilendiren konuları ele almamız söz konusu olacak. Ancak G20'nin yapısal anlamda siyasal sorunlarla ilgilenmesi meselesine gelince aslında biz prensipte bunun doğru olduğu kanaatindeyiz. Hiçbir ekonomik sorun, siyasal sorunlardan ayrıştırılamıyor. Ortadoğu'daki siyasal istikrarsızlık bir kriz ortaya çıkardığında, petrol fiyatlarının yükselmesi, dünya ekonomisini etkiliyor. Herhangi bir şekilde siyasal Ukrayna krizinin enerji piyasaları üzerindeki etkisi, onun dünya ekonomisi üzerindeki etkisi, herkesin malumu. Siyasal alandaki sorunları ekonomideki sorunlardan ayırmak çok zor."

"Siyasal ortamda güven yoksa iş dünyasında istikrar sağlamak zor"

Davutoğlu, zirve kapsamında bugün işadamlarıyla da görüştüğüne işaret ederek, siyasal ortamda güven yoksa iş dünyasında istikrar sağlamanın çok zor olduğunu onlara da anlattığını bildirdi.

Bunun ülkeler için de küresel anlamda da geçerli olduğunu vurgulayan Davutoğlu, "Uluslararası toplumda eğer genel olarak ileriye dönük olumlu bir bakış açışı yoksa ülkeler daha içe kapanmaya yöneliyorlar. Daha kendi içinde sorunları çözmeye yöneliyorlar. Bu da dünya ekonomisinde daralmaya sebebiyet veriyor. Bunları birbirinden ayırmak çok zor. Ancak bazı ülkeler, G20'nin daha finansal ağırlıklı, teknik bir form olarak kalmasına yakın düşünüyor. Bizim de içinde olduğumuz bazı ülkeler, gerektiğinde siyasal sorunları da ele alması gereken bir yapı olarak öngörüyor" değerlendirmesinde bulundu.

"G20'nin yapısal formatında değişiklik söz konusu değil"

Davutoğlu, iki yıl önce Meksika dönem başkanlığında dışişleri bakanları toplantısı yapıldığını hatırlatarak, Türkiye ile birçok ülkenin, bu toplantının yapılmasının iyi olacağını savunduğunu ve bunun gerçekleştiğini anlattı.

Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Ancak bazı ülkeler, bu mekanizmanın P5'in veya Birleşmiş Milletler'i ikame eden bir noktaya getirilmesi konusunda daha hassaslar. Her halükarda siyasal konular burada görüşülüyor. Ama G20'nin kendi içinde yapısal olarak ileriye dönük nasıl bir nitelik kazanacağı sorusu ise tabii zamanla ortaya çıkacak ihtiyaçlardan kaynaklanacak. Orada kesin bir şekilde bütün ülkelerin mutabık kaldığı bir yeni format yok... Bugün üniversite yaptığım konuşmada vurguladığım gibi bizim için içselleştirici bir form olması önemli. G20'nin, böyle P5 gibi ekonomi alanında da tamamıyla kendine özel bir statü yapan bir grup değil de G20 üyesi olmayan ülkelere de kıtalara da bölgelere de açılabilen bir yapıda olması ve onlarla ilişki kurması konusunda da Türkiye öncülük etmiştir. Her zaman Afrika liderleri bizden 'G20'de bizim sözcümüz olun' diye ricada bulunmuşlardır. Güney Afrika da var tabii ama. Dolayısıyla kaçınılmaz bir şekilde siyasal konular gündeme gelir, tartışılır, konuşulur. Ama G20'nin yapısal formatında şu aşamada ülkelerin mutabık kaldığı bir değişiklik söz konusu değil."

"Savaş suçlarının işlendiği bir tabloyla karşı karşıyayız"

Davutoğlu, ABD Başkanı Obama'nın Suriye'de Esed rejimine ilişkin politikalarında strateji değişikliğine gittiğine dair basında çıkan değerlendirmelerin hatırlatılması üzerine,  ''Bu haberi ben de gördüm. Yarın Sayın Obama ile de görüştüğümde mutlaka o konuları ele alırız. Haberin muhtevasına bakıldığında doğru bir muhteva. Doğru bir yaklaşımı yansıtıyor. Biz en başından itibaren Suriye konusunda da Ortadoğu Bölgesi konusundaki gelişmelerle ilgili olarak da entegre bir strateji, bir bütünlük içinde strateji tavsiye ettik, hep onu öne çıkardık'' diye konuştu.

Davutoğlu, ''Noktasal olarak bir problemi çözmek yerine problemin bütün boyutlarını kapsayacak bir çözüme gidilmesi gerektiğini belirten Davutoğlu, ''Suriye'deki problem sadece askeri bir problem değildir, sadece bir terör problemi değildir, sadece bir siyasal problem değildir. Hepsinin içinde olduğu ve maalesef bir rejimin kendi halkını acımasızca katletmesiyle insani bir trajediye dönmüş, savaş suçlarının işlendiği bir tabloyla karşı karşıyayız'' değerlendirmesinde bulundu.

Özellikle son aylarda IŞİD'in yol açtığı tehdit dolayısıyla belli bir odaklanma söz konusu olduğunu belirten Davutoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Tabii biz o odaklanmaya hiçbir zaman karşı değiliz, uluslararası terör bütün ülkelere ve Türkiye'ye de tehdittir. Özellikle Türkiye'ye tehdittir. Türkiye kıyısında herhangi bir terör yapılanması istemez. Ama bu terör yapılanması geçen sene yoktu. 2013 Mart'ında dahi yoktu. 2013 Mart'ında IŞİD ilan edildi. Ondan önceki yıllarda yoktu. Nereden, hangi şartlarda bu terör yapılanması doğdu? Esed rejiminin işlediği insanlık suçları ve ortaya çıkardığı siyasal boşluk alanında. Dolayısıyla özellikle son aylarda çok yoğun bir şekilde ABD ile yaptığımız istişareler vardı. Hep bu istişarelerde, Kobani'ye noktasal bir müdahale, hatta sadece havadan müdahale yeterli olmaz. Bugün eğer Suriye'ye kapsamlı bir çözüm bulunmazsa bugün IŞİD gider, yarın başka isimler başka bir örgüt gelir. Önemli olan istikrarı Suriye'de tekrar temin edecek, Suriye'deki bütün etnik ve mezhebi grupları bünyesine alabilecek yeni bir siyasal yapının doğması.''

"Kobani’ye bakalım, sadece şuraya bakalım çözüm bulalım dediğinizde karşı tarafta o kadar artık çeşitlenmiş riskler var ki Esed rejiminin riskleri, IŞİD terörü riski vesaire, mukabelede bulunmak çok zor" diyen Davutoğlu, şöyle konuştu:

"Irak’ta, Suriye’de temel problem, bir grup toplumsal bir kesimin sistem dışına itilmesi. O sistem dışına itilen toplumsal kesimler, kendilerini nerede ifade edebileceklerse nerede örgütlenirlerse orada bir yapıya yöneldi. İşte IŞİD benzeri şeyler buradan doğdu. Önemli olan herkesi içine alan siyasal bir çözümü ortaya koyabilmek. Bütün bu şartların sorumlusu Esed rejiminin baskıcı tutumudur. Eğer Esed rejimi halkına bu baskıları yapmamış olsa orada bu belirsizlik, bu güç boşluğu ve her türlü yapının ortaya çıkabileceği bir tablo gelişmezdi. O bakımdan bu son değerlendirmeleri doğru buluyoruz. Kapsamlı bir stratejiye ihtiyaç vardır. Bu kapsamlı stratejinin esası da Suriye’de de Ortadoğu’da da meşruiyetini halktan alan ve herkesin katılarak kendini güvende hissettiği siyasal dönüşümün gerçekleşmesidir. Suriye için bu acil önem taşımaktadır."

Davutoğlu, "Türkiye'nin tezlerine yaklaşılıyor diyebilir miyiz?" şeklindeki soruya, “Kesinlikle, kesinlikle" karşılığını verdi.

Bedelli askerlik meselesi

Davutoğlu, bir başka gazetecinin bedelli askerlik konusuyla ilgili bir gelişme olup olmadığını sorması üzerine de şunları söyledi:

“Şunu ifade etmek lazım; ben de Milli Savunma Bakanımızın açıklamasını gördüm. Başbakanlık görevini devraldıktan sonra bu konuda kapsamlı bir bilgi almaya gayret ettim. Tekrar değerlendireceğimizi de ifade ettik. Prensipte Türkiye’de Genelkurmay Başkanlığımızla yaptığımız brifingde bunun üzerinde durduk, mümkün olduğu kadar daha profesyonel bir yapılanmaya, silahlı kuvvetlerimizde gitme ihtiyacı var. Bir taraftan mecburi askeri hizmetinin getirdiği tabii zorunluklar var, diğer taraftan da Türk Silahlı Kuvvetlerinin yeniden yapılandırılması etrafından ortaya çıkan ihtilaçlar var. Bu bakımdan tüm bunların etkilerini değerlendiriyoruz. Tabii etrafımızda bir ateş çemberi var. Çok ciddi bir güvenlik riski ortamında bulunuyoruz. Bunları da göz önüne alacağız ama öbür taraftan askerlik yapılması anlamında belli bir yaş sınırını geçmiş ve gittikçe sayısı artan birikim de var ancak bunun sık sık gündeme gelmesinin ortaya çıkardığı psikolojinin herkesin askerlik yapmak yerine askerliğini tehir etmeyi tercih etmesi. Bunun doğurduğu bir başka psikoloji var. Tüm bunları göz önüne almak zorundayız. Dolayısıyla hem bu vatani görevin ifasında bir sıkıntı doğmaması hem güvenlik şartlarının göz önüne alınması; aynı zamanda bu birikmiş sayıları artık yüz binleri bulan verimli askerlik yapma çağını geçmiş vatandaşlarımıza çözüm bulunması noktasında değerlendirmelerimiz sürecek. Yeni gelişme olduğunda bizzat bunu arkadaşlarımla değerlendirdikten sonra açıklarım."

"Bakanlarımızın performansını muhalefet değerlendiremez"

“Meclis çalışması sırasında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Taner Yıldız’ın bir açıklaması oldu, muhalefetten gelen istifa çağrıları üzerine. Sayın Bakan, geçmişte bunu düşündüğüne yönelik ifadeler kullandı. Soma’dan sonra Sayın Erdoğan ile bunu paylaştığını belirtti. Ermenek’ten sonra yoğunlaşan çağrılar için sizinle paylaşacağını ifade etti. Muhalefetten gelen Sayın Taner Yıldız’a yönelik istifa çağrılarındaki yaklaşımınız ve tavrınız ne olur?" şeklindeki soruyu da yanıtlayan Davutoğlu, şöyle konuştu:

“Mecliste görüşmeler esnasında, komisyonda, Enerji Bakanımıza yönelik olarak muhalefetin ısrarlı bazı eleştirileri ve talepleri üzerine Enerji Bakanımız da son derece sorumluluk duyusu içinde siyasi etik bakımından örnek olması gereken bir cevap vermiştir. Ama bakanlarımızın performansları ve istifa edip etmeyeceği muhalefetin işi değildir. Bakanlarımızın performansını muhalefet değerlendiremez. Sayın Taner Yıldız’ın Enerji Bakanlığı döneminde neler yapılmış olduğunu şimdi Başbakan olarak ama daha önce kabine arkadaşı olarak, yan yana oturan kabine arkadaşı olarak en iyi takdir edecek olan benim. Onun için muhalefetin görüşüne de ihtiyacımız yok. Onlar önce seçimlerde yenilgi ardına yenilgi yaşaması sonrasında niye kendilerinin böyle bir etik davranış sergilemediklerini sorgulamaları lazım."

"Kimin ihmali olduğunu benden daha iyi takdir edecek kimse yok"

Türkiye’nin enerji politikaları konusunda son yıllarda TANAP başta olmak üzere ne kadar büyük bir hamle yaptığını, birçok uluslararası forumda artık enerjinin kilit oyuncusu olarak görülmekte olduğunun herkes tarafından bilindiğine dikkati çeken Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bakanlarımızın performansı noktasal olaylarla değerlendirilemez. Tabii önemli bir şeydir, kayıplarımız ama orada ihmali kimin vardır, kimin yoktur. Bütün bunları biz zaten hem ben bizzat Ermenek’e giderek alanda takip ettim hem Ankara’da çok yoğun brifingler aldım hem de bunlar üzerinde iş güvenliği konusunda Türkiye’nin belki de Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı reform paketini açıkladık. Dolayısıyla kimin ihmali olduğu, eksiği olduğunu benden daha iyi takdir edecek kimse yok. Muhalefetin böyle bir takdir gücü de yok. Enerji Bakanımızın verdiği cevap, dediğim gibi siyasi etik içinde verilen cevaptır ama atılacak adımlar konusunda takdir yetkisi sadece bize aittir. Kimsenin bu konuda spekülasyon yapma hakkı yoktur. Önce kendi performanslarına baksınlar ondan sonra değerlendirsinler, başkalarının başarı performansını."

Irak’taki petrol anlaşması

“Irak Merkezi Yönetimi ile Bölgesel Kürt Yönetimi’nin petrol ihracatı konusunda anlaşmaya vardı. Bu anlaşmanın Türkiye’ye etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?" şeklindeki soru üzerine de Davutoğlu, şöyle konuştu:

“Bu güzel, önemli ve olumlu bir gelişmedir bizim için. Biz zaten ısrarla yıllardır bir an önce enerji konusunda genel olarak güç ve gelir paylaşımı konusunda Irak’ta bir düzenleme yapılmadan Irak’ı bir arada tutmanın zorluğunu hep gündeme getirmiştik. Bu çerçevede hep Irak Merkezi hükümeti ile Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile ilişkilerimizi onların birbirleriyle bu enerji meselelerini çözmeye irtibatlandırmıştık ancak Türkiye’nin artan enerji ihtiyacı ve Irak’ta maalesef bölgesel yönetimi dışlayan tutumlar, Türkiye’nin de Erbil ile yakın ilişkiler içinde hem kendi enerji ihtiyacını karşılamak hem de oradaki merkezi hükümetin bütçeden pay vermemesi dolayısıyla zor durumda olan bölgesel yönetime katkıda bulunmak şeklinde son derece rasyonel tavır almıştık. Şimdi bu gelişme olumlu gelişmedir. Detayları tabii öğreneceğiz. Zaten ben Türkiye’ye döner dönmez biliyorsunuz Irak’a gideceğim ve hem Bağdat’a gideceğim hem Erbil’e gideceğim. O zaman da bu konuları, enerji konusu başta olmak üzere bütün bu Irak ile ilişkileri gözden geçireceğiz."

“Irak bizim için ekonomik ilişkilerimiz bağlamında en stratejik ülkelerin başında geliyor" diyen Davutoğlu, konuşmasını şöyle tamamladı:

"Yıllık 12 milyarlık dış ticaret fazlası veriyoruz. Diğer ülkelerle olan kayıplarımızı Irak’tan telafi ediyoruz. Ayrıca enerji büyük bir imkan Irak’ta. Bu anlaşmayla inşallah siyasal sorunlar aşılır ve Irak üzerinde oturduğu hazineyi hak ettiği gibi kullanabilir. Büyük bir enerji hazinesi üzerinde oturuyor. Irak’ta petrol doğalgaz konusunda bir ortak tavır olursa eminim bu siyasi sorunların çözümüne de katkı sağlar. Çünkü oradan gelecek refah, siyasal sorunları aşmada kolaylık sağlar. Döner dönmez Irak’a gittiğimizde inşallah bu konuları detaylı olarak ele alacağız."

Davutoğlu, Türk STK temsilcileriyle buluştu

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Türk sivil toplum kuruluşları temsilcileri ve işadamlarıyla bir araya geldi.

Davutoğlu, Griffth Üniversitesi Queensland Sanat Koleji'ndeki buluşmada, 50 yıl önce, Türkiye’nin her bir köşesinden Avustralya’ya gelenlerin nasıl özlemle vatanlarını hasretle zihinlerinde canlandırdığını görür gibi olduğunu söyledi.

Helal rızk için yola çıkanların, kimisinin Avrupa’ya kimisinin de Avustralya’ya kadar geldiğini, bu süreçte Avustralya’ya gelenlerin sayısının 175 bine ulaştığını belirten Davutoğlu, bu sayının diğer ülkelerden gelen soydaşlarla birlikte 200 bine ulaştığına dikkati çekti.

Göçlerin başladığı yıllardan bu yana çok şeyin değiştiğini ifade eden Davutoğlu, “İnsanımızın dinamizmi bizim için gurur kaynağıdır. Ama 50 yıl içinde ikinci üçüncü neslin kat ettiği mesafe gerçekten takdire şayandır. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti’nin kat ettiği mesafeyi de herhalde bizzat gözlüyorsunuz. Buradan uzaktan da olsa Türkiye’nin gücünün ne kadar arttığını, uluslararası itibarının ne düzeye çıktığını herhalde yakından takip ediyorsunuz. İşte buraya Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak G20 Zirvesi’ne katılmak için gelmem ve bir sonraki G20 Zirvesi’ne ev sahipliği yapacak olmamız bile bu değişimin bir işaretidir" şeklinde konuştu.

"İki şeyi hiç ihmal etmedim"

Türkiye’nin, artık vatandaşların iş aramak üzere uzak diyarlara gitmek zorunda kaldığı bir ülke olmadığını, aksine dışarıdan göçlerle, çevresinde çok zor durumdaki insanların ve iş arayanların dahi gıptayla baktığı, güvenlik alanı ve iş imkanı olarak gördüğü bir ülke olduğunu vurgulayan Davutoğlu, şöyle devam etti:

“Zor dönemlerden geçtik. Zorlu süreçlerin içinde kimi zaman ekonomik krizlerle, kimi zaman deprem gibi tabii afetlerle bugünlere  kadar ülkemizi en iyi şartlara ulaştırmak için çalışarak, gayret sarf ederek geldik. Ne zaman yurt dışına çıksam hangi ülkeye gidersem gideyim iki şeyi hiç ihmal etmedim, en azından etmemeye çalıştım; birisi eğer orada bir şehitliğimiz varsa mutlaka o şehitliği ziyaret edip ecdadımızın, dedelerimizin ruhlarını şad etmek için oralara ziyarette bulunmak. Avustralya’da bulunmasa dahi birçok çevre ülkelerde, birçok ülkede, Myanmar’a kadar ülkede şehitliklerimiz var. İkincisi de vatandaşlarımızla buluşmak. Sizlerle buluşmak bize başlı başına büyük bir heyecan veriyor, mutluluk veriyor, azmimizi ve şevkimizi artırıyor. Hepinize teşekkür borçluyuz. Teşekkür borçluyuz çünkü siz ve sizin babalarınız, Avustralya’ya, uzak diyarlara gelirken helal rızk için geldiler ama bir konuda da çok kararlı geldiler. Türkiye ile bağlarını koparmadılar, dilleriyle, inançlarıyla, kültürleriyle, varlıklarını devam ettirme konusunda örnek bir tavır sergilediler. Aksi takdirde çok kısa sürede ikinci, üçüncü nesilde kültürel bağlarda bir şekilde zayıflama görülebilirdi ama görmüyorsak eğer bir kısmı Allah’ın rahmetine kavuşmuş olan o ilk öncülere teşekkür borçluyuz."

“Saçınızın bir teli dahi cihana değişmeyecek kadar önemlisiniz"

Avustralya’da 110 bini çifte vatandaşlık kazanmış olan son derece dinamik, Türkiye'ye bağlı, kendinden emin, özgüveni ve dayanışması da yüksek bir topluluk bulunduğunu dile getiren Davutoğlu, şunları söyledi:

“Sizler bizim için hem onların emanetisiniz ve vatandaşlarımız olarak nerede olursa olsun saçınızın bir teli dahi cihana değişmeyecek kadar önemlisiniz. Ama  aynı zamanda bizim gücümüzün bir parçasısınız. Yurt dışındaki vatandaşlarımız ister Avrupa’da olsun ister Orta Asya’da, Ortadoğu’da, Kafkaslar'da, Balkanlar’da ister ABD’de ister Avustralya’da olsun, Türkiye’nin yürüyen gönüllü elçileridir. Onlar yürüdükçe, onlar bizi temsil ettikçe onları bulundukları çevrede Türkiye’yi tanıttıkça Türkiye’nin itibarı, gücü ve dışarıdan görüntüsü olumlu yönde değişir. Bizim sizlere olan en önemli vazifemiz, siz al bayrağı gördüğünüzde bugün resmi arabayla geçerken birçok resmi simada hemen fark ettim; heyecanla yola atlayanlar oldu, bayrağa el sallayanlar oldu şimdi gelirken bile yol kenarında bekleyenler vardı. Bizim size birinci görevimiz, al bayrağı gördüğünüzde ‘işte benim bayrağım, işte benim ülkem" diye gurur duyabileceğiniz bir Türkiye performansı sergilemek. Yani namerde muhtaç olmamak ve sizi namerde muhtaç etmemek."

“Bana bütün bu devlet görevim ve siyasi faaliyetlerim esnasında çok hediyeler verildi. Sembolik değeri olan ve önemsediğim ama en güzel hediyeyi Kulu’da bir vatandaşımız verdi" diyen Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Konya Kulu’yu biliyorsunuz. 2011 seçimleri öncesinde sokakta gezerken, 60- 70 yaşlarında bir vatandaşımız gözleri dolu dolu şunu söyledi; ‘Size çok teşekkür borçluyuz. Ben, 70’li yıllarda İsveç’e gitmiştim. O yıllarda İsveç’e gittiğimde bir toplum içine girseydik herhangi bir yerde gözümüzün içine baksalar, kimliğimizi gizlemeye çalışırdık. Şimdi ise son yıllara ülkemizin kazandığı itibar dolayısıyla bir meclise girdiğimizde biz onların gözlerinin içine bakıyoruz. Ah bir sorsalar da Türküm diye haykırsam diyorum. Gerçekten 2001 Türkiye’sini düşünün. Krizden çıkamamışız. Bir gecede yüzde 5 binleri, 7 binleri bulan faizlerle insanlar fakirleşmiş, bitmiş, herkes bir şekilde kendini yurt dışına atmaya çalışıyor.

 O günlerde yurt dışında bulunan vatandaşlarımızın halini düşünüyorum da mutlaka boyunları eğikti. Bir IMF memuru gelip de Türkiye’de teftiş yapıp ekonomiyi neredeyse yönetmeye kalktığında sizler de burada derinden üzüntü duyuyordunuz. Ya da 12 Eylül sonrası Türkiye, yasaklarla askeri rejimle anıldığı bir dönemde, demokrasinin olmadığı bir ülke olarak mutlaka başınız eğikti. Ama şimdi demokrasi güçlü, ekonomisi bırakın başkasından borç istemeyi dünyada en fazla borç veren, gayri safi hasılasına göre en fazla borç veren ülkedir, Türkiye Cumhuriyeti devleti. Aradaki fark bu."

“Bizim görevimiz, sizin başınızı dik tutmak"

“Somali’ye sorsanız, ‘ümidimiz Türkiye’ der, Myanmar’a gitseniz oradaki halkın arasına karışsanız, ‘ümidimiz Türkiye’ der, Mali'ye ya da Bosna’ya ya da Orta Asya’da herhangi bir yere gönüldaşlarımızın olduğu yerlere" diye konuşan Davutoğlu, şunları kaydetti:

“İşte size bizim görevimiz, sizin başınızı dik tutmak, bayrağımızı gördüğünüzde, başkalarını o bayrağa duyduğu saygı dolayısıyla sizin de büyük muhabbet, onur duymanız. Hele hele Avustralya'da, bugün üniversitede konferansta söyledim, 100 yıl önce Avustralyalılar, İstanbul’a, efendim Gelibolu’ya piknik yapmak ister gibi geldiler. ‘Biz davet etmedik’ dedim, bazen Avustralyalı dostlarıma söylerdim ama geldiniz biz onurumuzu koruduk, siz onurluca savaştınız ama bu savaştan hiç unutulmayacak bir dostluk hikayesi çıktı, Türkiye-Avustralya ilişkilerinde. Eminim siz şimdi yolda yürürken Çanakkale Savaşı’nda onurlu bir şekilde direnmiş neslin torunları olarak Avustralyalılarla göz eşiğinde konuşuyorsunuz, yani başınız dik bir şekilde. Şimdi eğer o neslin torunları olarak bizler o neslin emanet ettiği ülkeyi dış borca mahkum etmiş olsaydık, dünyanın saygı duymadığı bir siyasal yapıyla yönetiliyor olsaydık, iç çekişmelerle, bunalımlarla anılıyor olsaydık eminim bu Türkiye-Avustralya ilişkilerini etkilediği kadar sizlerin buradaki konumlarını da etkilerdi. Şundan emin olunuz; Türkiye artık ayağına takılan prangaları kırmıştır. Bundan sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti önünde kimse duramayacaktır. Bunu hamasi bir şey olarak söylemiyorum."

"Türkiye uluslararası yardımda örnek ülke haline geldi"

Davutoğlu, Türkiye'nin Van Depremi'ni yaşadığını ancak Marmara Depremi'nde olduğu gibi devletin bölgeye ulaşmasının uzun sürmediğini belirterek, bir senede yepyeni bir Van inşa edildiğini anlattı. 

Türkiye'nin de ekonomik ve küresel krizler geçirdiğine, Yunanistan, Fransa, İtalya gibi ülkelerde hala sıkıntılar yaşandığına işaret eden Davutoğlu, "Ama 2001'de bütün finansal sistemi çökmüş olan Türkiye ve bu sebeple ekonomik zorluk dolayısıyla siyasi, neredeyse egemenliğinden taviz vermek durumunda kalan Türkiye, çünkü bir çok konuda dışarıdaki ekonomik şartlardan etkilenmiş bir siyasal yapı vardı, şimdi kendi gücünü ispat etme yanında dünyaya uluslararası yardımda örnek olan bir ülke haline geldi. Bu zorlukları aştık hep. Şimdi de zorluklarımız az değil. Türkiye'nin coğrafyasında yaşayan bir ülkenin hiçbir zaman kolay günü olmaz. Mesele o zorlukları aşabilecek milli dayanışmayı, milli iradeyi sergileyebilmekte" dedi.

Kendisinin de Malezya'da 5 yıl kaldığını ve Türkiye'den gelen olumsuz her haberin kendisini üzdüğünü, mutlu haberlerin de günlerini aydınlık kıldığını anlatan Davutoğlu, "Onun için sizlerin halini çok iyi anlıyorum. Burada bizim görevimiz, sizlerin başını dik tutacak şekilde Türk ekonomisinin, siyasetinin, kültürünün performansını diri tutmak, yüksek tutmak. Sizin göreviniz, çünkü hiçbir Türk bulunduğu yerde kendini yalnız hissedemez kendini bir anlamda Türkiye'deki bu sürecin dışında hissedemez, sizin göreviniz, zaten yapmakta olduğunuz birinci göreviniz, Türkiye'yle gönül bağınızı, dua bağınızı, Türkiye ile kültür, dil bağınızı koparmamanız, yeni nesillerin de koparmasına izin vermemeniz. Herbir çocuğumuz mutlaka Türkçe'yi dilini, dinini, örfünü, kültürünü öğrenmeli" diye konuştu. 

"Aranıza herhangi bir fitnenin girmesine izin vermeyin"

"Hangi etnik, mezhebi, bölgesel geçmişe sahip olursanız olun hepiniz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşısınız" ifadesini kullanan Başbakan Davutoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:       

"Aranıza herhangi bir fitnenin girmesine izin vermeyin. Çözüm süreci yürütüyoruz, niye? On yıllarca süren bir yarayı kapatmak için. Bir daha kardeşlerin arasına kimse fitne sokmasın diye, herkes demokratik hakkını en iyi şekilde kullansın ama aynı zamanda eşit vatandaşlık hakkını da kullanabilsin diye uzun ve çileli bir süreçte onlarca yıldır açılan yaraları sarmaya çalışıyoruz. Kimse böyle bir etnik farklılık dolayısıyla 'Kürt'tü, Türk'tü' diye sizin aranızda farklı kimliklere atıfta bulunarak ihtilaf sokmasın. Hepiniz hangi etnik kökenden gelirseniz gelin, hangi mezhebi geçmişe sahip olursanız olun, hangi şehirden gelmiş olursanız olun, bizim için eşit vatandaşlarsınız, hepiniz gözümüzün nurusunuz. Kimse bizim hükümetimizden, devletimizden böyle bir farklılık yapacağı beklentisi içinde olmasın."

Geçen hafta Hacıbektaş'ta bulunduğunu anımsatan Davutoğlu, "Alevi canlarla orada buluştuk. Sünni-Alevi, mezhep ayrımına dayalı hiçbir senaryonun ne Türkiye'de yeri vardır, yeri olacaktır ne de yurt dışındaki vatandaşlarımız arasında yeri olacaktır. İkinci görevimiz, burada omuz omuza verip bu Türkiye'nin binlerce kilometre ötesinde birbirinizle dayanışma içinde olmanız" diye konuştu.

"Üçüncü beklentimiz de Avustralya'da toplumsal, siyasal, ekonomik hayatın her yerine nüfuz etmeniz. Kesinlikle ondan bigane kalmamanız" diyen Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

 "Hep bunu ikilem gibi görürler: Entegre olmakla kültürel yabancılaşma içine girmek, asimile olmak arasında bir zıtlık gibi. Hayır. Biz vatandaşlarımıza güveniriz. Sizler, hiçbir şekilde kültürel özelliklerinizi kaybetmeden Avusturalya toplumunun en üst yerlerine ve en deruni bağları geliştiren sosyal ortama girersiniz...

Daha çok Avustralya parlamentosunda şu ana kadar herhangi bir vatandaşımız temsil edilmedi belki...Biz görmek istiyoruz ki ben görüyorum Avustralya heyetlerinde köken olarak Avustralyalı olmamakla birlikte yükselmiş çok farklı milletten insanlar var. Niye onlar yükselirken sizler yükselmeyesiniz? Bu anlamda Avustralya zaten doğası gereği en başından itibaren bir göçmen toplumu...Onun için Anzakların Çanakkale'de bize karşı verdikleri mücadele, aynı zamanda Avustralya kimliğini de oluşturan ilk süreç olarak kabul edilir. Onun için siz de bu toprakları kendinizden addedin. Yabancı bir ülke gibi düşünmeyin. Vatandaşlık oranımız çok yüksek. Buna da memnun oldum. Siz burada Avustralya toplumuna ne kadar nüfuz ederseniz, kendi aranızdaki dayanışmanız ne kadar güçlü olursa hem buradaki sorunları daha kolay aşarsınız hem de Türkiye'nin tanıtımına, Türkiye'nin burada daha iyi bilinmesine en büyük katkıyı yaparsınız. Burada büyükelçiliğimiz, konsolosluklarımız hepsi sizin emrinizdedir." 

"Bundan sonra millet amir, devlet memur"

Genel Başkanlığı, Başbakanlığı devraldığı konuşmasında vurguladığı bir konuyu buradan da vurgulamak istediğini dile getiren Davutoğlu, "Belki eskiden devlet amirdi, millet memur gibi görülürdü. Arkadaşlar bundan sonra öyle değil bundan sonra millet amir, devlet memur... Yani hepimiz bütün çalışanlarımızla bütün görevlilerimizle sizin huzurunuz sizin mutluluğunuz için gece gündüz çalışmakla memuruz. Bizzat başta ben olmak üzere" ifadelerini kullandı. 

Devlet-millet ilişkilerinin özellikle yurt dışında nasıl olduğunu anlatmak için bir hatırasını da dile getiren Davutoğlu, şöyle konuştu:

"Bir öğretmenimiz burada vefat etmişti. Babasını aradım. İki veya üç sene önceydi. Doğrudan ben çıkınca telefona inanamadı önce. Sonra 'geçmiş olsun, Allah rahmet eylesin' deyip taziyelerimi ilettim. Çok üzgün, o sırada taziyede olduğu anlaşılıyordu. Sonra vedalaşınca bir telefonu kapattığını zanetti ve konuşmaya başladı. Orada aileye, bulunanlara hitaben yemin ederek, 'Vallahi oydu. Dışişleri Bakanıydı, bizzat kendi aradı, kendi sesiydi. Elhamdülillah ne devletimiz var. Bir bakan doğrudan vatandaşını arıyor ve taziye diliyor' dedi. Emin olun o gece büyük bir huzur içinde uyudum ve sonra şunu anladım: Vatandaşımız her an bizi hissetmek istiyor." 

Büyükelçiler Konferansı'nda bu konuyu naklettiğini anlatan Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Eğer vatandaşımızın başına bir iş gelirse gözünden dökülen ilk gözyaşını bizim dışişleri görevlilerimiz görecek. İlk damla gözyaşını, bizim büyükelçimiz, diplomatlarımız görecek ve onlar silecek. Çünkü beklenti bu. Biz size aileniz kadar yakınız. Yani akrabalarınız ne kadar yakınsa büyükelçiniz de o kadar yakındır. Ankara binlerce kilometre ötede olabilir. Ama Ankara'da bizler size buradaki komşunuz kadar yakınız. Sıkıntınız varsa arayacaksınız, derdiniz varsa paylaşacaksınız, ama bir an dahi sahipsiz olduğunuz hissine kapılmayacaksınız. 

Siz madem ki burada hepimiz adına 77 milyon vatandaşımız adına bizim kültürümüzün, geleneğimizin temsilcilerisiniz. Biz de her zaman sizin yanınızdayız, sizin emrinizdeyiz. Allah sizi bu topraklarda her zaman mutlu ve huzurlu kılsın. Birliğinizi daim eylesin, devletimizi ve milletimizi her zaman sizinle birlikte olacak şekilde o ruh bağını daim kılacak şekilde bir arada olmayı nasip eylesin."

Toplantıya, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de katıldı.